14 Şubat 2009 Cumartesi

KARA YOSUNU

Kara yosunları

Nemli bir arazide dolaşırken taş aralıklarında ağaç kabuklarında kuytu yerlerde yeşilin değişik tonlarında gördüğünüz yama ve kadife şeklindeki kara yosunlarını hiç yakından izlediniz mi?   Çıplak göz ile yeşil bir leke olarak görebildiğiniz kara yosununu bir mercek ile izlerseniz çok miktarda gösterişli yapraklardan oluştuğunu tespit edersiniz. Birçoğumuzun üzerine basıp geçtiği kara yosununun bu kadar güzel olduğunu bilmiyordunuz.  Yakından incelendiğinde çok ilginç özelliklere ve güzelliklere sahip olduğu görülecektir.  Yukarıdaki kara yosununun fotoğrafını  makro olarak çektim. Üzerine tıklayarak daha yakından izleyebilirsiniz. Yorumunuzu bekliyorum.

 Kara yosunları( bryophytal) damarsız bitkilerdendir. Su bitkileri arasındaki geçit formunu oluşturur.  Kara yosunları, su yosunlarından farklı olarak karada yaşamalarına rağmen iletim demetleri (damarları) olmadığı için nemli ve suya yakın yerlerde yaşarlar. Gövdeleri incedir ve üzerinde yaprakları bulunur. Bulundukları yüzeyi kadife gibi kaplarlar. Aktif olarak büyüyebilmeleri için genellikle nemli ortama ihtiyaç duyarlar. Yoğun koloniler ve yataklar halinde yaşarlar. Gerçek anlamda kökleri yoktur ama köke benzer rizoid adlı yapılara sahiptirler. Böylece kendilerini toprağa bağlarlar. Üzerlerinde yapraksı yapılar bulunur. Sporla çoğalırlar. Toprağın oluşumu için önemlidirler. Erozyonu önlerler. Ayrıca toprakta su tutucu olarak da kullanılırlar. Kara yosunlarının ormanlarda erozyonu önleyen birinci unsur olduğundan toplanmaları uluslararası antlaşmalarla yasaklanmıştır.

12 Şubat 2009 Perşembe

ANKARA ÇİĞDEMİ - BAHAR MÜJDECİSİ



ANKARA ÇİĞDEMİ

Ankara Çiğdemi Ankara’da baharın geldiğinin müjdecisidir.

Bu gün Gölbaşı çevresinde objektifimle tespit ettiğim birkaç çiçek arasında yer alan Ankara Çiğdemi (crocus ancyrensis) Türkiye’nin endemik türlerindendir. Yani dünyada sadece ülkemizde yaşamaktadır. Altın sarısı parlak rengi, 10 – 15 cm. boyu  ile baharı müjdeyen Ankara Çiğdemi İç Anadolu Bölgesinde yaşamakta ve Ankara’nın sembol bitkilerindendir. Şubat – Nisan aylarında çiçek açar.

1950 ve 1960’lı yıllarda Ankara’nın merkezinde, Bahçelievler’de, Dikmen’de, Balgat’ta çok miktarda yetiştiğini hatırladığım Ankara Çiğdemi betonlaşmaya yenik düşerek şu anda ancak şehir dışında yaşayabilmektedir.  

Not: Blogdaki dört fotoğraf da bu gün tarafımdan Ankara'da çekilmiştir.

5 Şubat 2009 Perşembe

ADA SOĞANI (Urginea maritima)




ADA SOĞANI (Urginea maritima)

Ada soğanı (Urginea maritima),  Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Batı ve Güney Anadolu'da yayılış gösterir. 1–300 metrede deniz kıyısına yakın kumlu topraklarda yetişir. Zambakgillerdendir. Genelde Ağustos-Eylül aylarında sonbahar yağmurlarından hemen önce beyazımsı altı parçalı yıldız şeklinde çiçekler açar. Çiçekleri yeşil ve beyaz damarlıdır.Yaprakları uzun şerit şeklindedir. Gövde uzunluğu 50–150 cm. kadardır. Kırmızı renkli bir diğer çeşidi de (Bulbus Scillae rubrae) mevcuttur. Bu türü Kuzey Afrika da yetişir ve içeriğindeki sillizorit adli glikozit türü yüzünden çok zehirlidir. Eczacılıkta kalp kuvvetlendirici ve diüretik olarak kullanılır. Böbrek kan akımını arttırarak idrar söktürücü rol oynar. Glikozitleri kalbi kuvvetlendirerek dolaşımı düzenlerler, kalp yetmezliğinden ileri gelen nefes darlığı ve yorgunluğu giderir. Hafif ve orta derecede kalp yetmezliklerinde fayda sağlayabilir.Kalp hastalarında vücuda biriken suyu boşaltır. Azotemi'yi azaltır. Böbrek hastalarının kullanmaması gerekir. Uzun süre kullanılacak olursa "Albüminüri" yapar.

İki kilogram kadar olan soğan kısmı, yapraklarının altındadır. Adasoğanı hemen hemen kokusuz olup keskin, acı bir lezzete sahiptir ve zehirlidir. Tazeyken kullanılmaz. Aksi halde zehirlenme ve kusmalara yol açar. Adasoğanı sonbaharda toplanıp dövülüp toz haline getirilir ve kurutulur. Kuruduktan sonra rutubetten korunarak saklanmalıdır.

Zehirli bir drogdur. Doktor tavsiyesi olmadan kullanılmamalıdır. Taze drog tahriş edicidir, kusma ve ishal yapar. 7,5 gr. Adasogani bir insani rahatlıkla öldürebilir. Glikozitler dolayısı ile kuvvetli bir kalp zehiridir. Kalsiyum okzalattan dolayı tahriş etkisi meydana getirir. Hayvanlar yaprak ve soğanlarını yemezler. Zehirlenmeler önerilen tıbbi miktarların üzerinde alınmasıyla oluşur. İçerdiği acı saponin sayesinde mide cidarlarını tahriş eder.

İdrar arttırıcı ve kalp kuvvetlendiricidir. Günde 3 defa 0,1 gr lık haplardan alınabilir, fazlası zehirlidir.

Akdeniz bitkisidir. Ege ve Akdeniz bölgelerinde ve Güney Anadolu’da yetişir. Diğer memleketlerde ise Güney Asya’da ve Balkanların güneyinde bulunmaktadır. Eski Mısır uygarlığından beri  bilinen ve ilaç olarak kullanılan bir bitkidir.

Ada soğanının güzel ve gösterişli çiçeklerini  fotoğrafladım.  Slayt gösterisi olarak aşağıdaki adrese tıklayarak seyredebilirsiniz.

http://home-and-garden.webshots.com/slideshow/46780706EkTcpQ;jsessionid=abch-aiM7mbVk5z-Jce9r

 

28 Ocak 2009 Çarşamba

SEVGİ ÇİÇEĞİ



















Sevgi çiçeği Dünyada ve Türkiye’de sadece Ankara yakınında Gölbaşı ilçesi sınırları içerisinde yaşamını sürdüren ve  nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan endemik bir türdür. Mayıs – Haziran aylarında çiçek açan bu nadide türü Gölbaşı’nın batı çıkışında Haymana yolu üzerinde yol ve tarla kenarlarında görebilirsiniz.

 

Sevgi çiçeği (Centaurea tchihatcheffii), Asteraceae – “Papatyagiller” familyasındandır. Çok güzel ve çarpıcı mor – kırmızı çiçeklerinden dolayı Gölbaşı’nda Yanardöner olarak adlandırılmıştır. Ayrıca halk arasında gelin düğmesi, türbe ya da kırmızı peygamber çiçeği olarak da bilinir. Halen tarım ilaçlarının yanında şehirleşmenin, betonlaşmanın ve step bitkilerinin baskılamasının tehdidi altındadır. Yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmasından dolayı Bern Sözleşmesi kapsamında koruma altına alınmıştır.

 

İlk kez 1848 yılında Rus bilim adamı Pierre de Tchihatcheff   tarafından Afyonkarahisar yakınındaki Mehmetköy'de bulunan çiçek artık Afyon ilinde de görülmemektedir. 

Belediye ve gönüllü kuruluşların vereceği destek ile bu bitkinin bölge turizmine kazandırılması ve tabiattan toplanarak satıcıların vitrinini süslemesi yerine üreterek ticaretinin gerçekleştirilmesinin daha doğru olacağı ifade edilmektedir. Gölbaşı`nda yetişen ve nesli tehlike altında olan Sevgi Çiçeği’nin korunmasına yönelik çalışmalar üniversitelerimiz ve gönüllü kuruluşlarımızın desteği ile devam etmektedir. Ayrıca Gölbaşı Belediyesi tarafından her yıl “Sevgi Çiçeği Festivali” düzenlenerek tanıtılmasına katkı verilmektedir.

 

Türkiye'de 12 bin’e yakın yaban çiçeği yetişmektedir. Bunlardan 4 bin'e yakını endemik tür olup dünyada sadece Türkiye'de yaşamaktadır. Tüm Avrupa ülkelerinde yetişen endemik türlerin adedi Türkiye'de yetişenlerin sayısından azdır. Yaban çiçekleri sanayileşme, şehirleşme, bilinçsiz kullanılan zirai ilaçlar, bilinçsiz sökülmeleri ve çevre kirliliğinden etkilenmekte, bazı türler kaybolmaktadır. Örneğin geçen yüzyıl başında İstanbul'da, Şişli civarında yetişen on'a yakın endemik tür yaban çiçeği betonlaşmaya yenik düşerek maalesef bugün yetişmemektedir ve nesli tükenmiştir.

Yaban çiçeklerimiz ülkemizin tabiat miraslarıdır. Onları korumalı ve yaşatmalıyız.

Ankara'nın florası çok zengin. Her mevsim çok çeşitli yaban çiçeklerini ve endemik türleri görmek mümkün. Ankara'da objektifimin tespiti  çiçeklerden oluşan 2 slay gösterisini aşağıdaki adreslerden izleyebilirsiniz:

http://picasaweb.google.com/mhamurkaroglu/3Haziran2008?authkey=fw-NDPdsis8#slideshow

http://picasaweb.google.com/mhamurkaroglu/AnkaraNNBahar#slideshow


24 Ocak 2009 Cumartesi

YERKÖPRÜ ŞELALESİ



Mut-Gülnar, Ermenek üçgeninde yer alan ve bir doğa harikası olan Yerköprü Şelalesi Ermenek Çayı üzerindedir. Burasının adı her ne kadar Yerköprü Şelalesi olarak anılsa da aslında saklı bir cennettir. Yerköprü'nün en etkileyici yerlerinden biri olan ve köprü görevini de gören mağaranın Gezende barajından gelen su ile beslenmesi, kayanın dibinden yani gözden çıkan suyun birleşme yerindeki hareketliliğini, serinliğini, suyun nağmelerini, suyun yüksekten düşmesi sonucu oluşan gök kuşağı görüntülerini ve yeşilin her tonunu şelalede görebilirsiniz. Şelaleden sarkıt şeklindeki yosunların üzerinden akan suyun bazı yerlerde çok bazı yerlerde damlalar halindeki düşmesi çok farklı bir görünümü ortaya çıkararıyor. Suyun düştüğü yerdeki suyun maviliği, şelalenin yeşilliği, dik yamaçlardaki çam ağaçları ve sudaki balıkların hiç durmadan gezinmeleri farklı bir dünyadaymışsınız gibi sizi mutlu ediyor. Bütün olumsuz düşüncelerinizi bir kenara bırakıp sadece ve sadece Yerköprü Şelalesinde olmanın ve seyretmenin tadını çıkartıyorsunuz. 
Şelalenin kenarından mağaraya doğru baktığınızda dumanlı görüntünün gerisinde 200 metre uzunlukta 5-10 metre genişlikteki tabanı göl olan bir mağara uzanıyor. Mağarada suyun mavi ve yeşil tonlarda olması, mağaranın tavanındaki sarkıtlardan damlayan suyun görüntüsü ve serinlik muhteşem.

DASK Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği tarafından Nisan 2008 tarihlerinde Mersin Mut'da düzenlenen "Doğada Görüntü Avcılığı" Fotoğraf Yarışması esnasında Yerköprü Şelalesinde çektiğim fotoğraflardan oluşan slayt gösterisini aşağıdaki adrese tıklayarak izleyebilirsiniz.

20 Ocak 2009 Salı

KAPARİ

       



KAPARİ        BİTKİSİ




Kapari, keberekabara,  ya da gebere otu, kendiliğinden yetişen, sürekli yeşil kalan çalı biçiminde bir bitkidir. Güneşi sever, su istemez ve kurak topraklarda da yetişebilme özelliğine sahiptir. Toprak erozyonunu önlemede faydalıdır.
Türkiye'de Akdeniz ikliminin hakim olduğu bölgeler ile 
Doğu Karadeniz ve Orta Anadolu'da yetişir.
Tomurcuklarının toplanıp tuz veya sirke içinde bekletilmesiyle hazırlanan salamura ya da sos biçiminde tüketilir. 
Tıp alanında da kullanılır, hemoroid benzeri hastalıklara iyi gelmektedir. (Vikipedi, özgür ansiklopedi)

Fosfor, potasyum ve kalsiyumca zengin kalkerli ve killi toprakları seven ve güneşten hoşlanan bir bitki olması nedeniyle, güneye bakan yamaçlarda kandiliğinden yetişir ve iyi gelişir. Capparaceae familyasından olan gebereotunun Capparis spinosa ve C. ovata olmak üzere iki türü mevcuttur.

Gebereotunun "kapari" denilen çiçek tomurcukları Mayıs ayı ortalarından itibaren toplanmaya başlanır. Genellikle 10 mm'nin altındaki nohut şeklindeki tomurcuklar, toplama merkezlerinde % 20'lik tuzlu suda yada bir kat tuz bir kat kapari şeklinde katlanarak muhafaza edilir.

Yurdumuzda pek bilinmemesine rağmen gebereotu'nun kök kabuğunun idrar söktürücü ve kabızlık giderici özelliği vardır. Çiçek tomurcuklarında bol miktarda vitamin ve protein vardır. Yapılan bir çalışmada 100 g çiçek tomurcuğunda kuru madde olarak; 67 mg fosfor, 9 mg demir, 24 mg protein, 12 mg selüloz ve 2 mg lipid tesbit edilmiştir. Gıda, kozmetik, boya ve ilaç sanayiinde kullanılan kaparinin yurt dışına ihracı genellikle salamura şeklinde olmaktadır. Konserve olarak hazırlanan kapari; turşu, salata, pizza üstü, balık ve av etleri yanında garnitür olarak yenilmektedir. Sağlık açısından karaciğer fonksiyonlarını düzenlediği ve cinsel gücü artırdığı söylenmektedir. Doğadan toplanan tomurcuklar bir kavanoz içerisinde % 20'lik tuzlu suda üç ay bekletilip sonra bire bir oranında sirke içine konulup on gün sonra yenildiğinde aroması ve lezzeti çok beğenilmektedir.

Kapari fotoğraflarım slayt gösterisi:

http://community.webshots.com/slideshow/567345121EsJsmB?mediaPosition=1